Altınözü Tokaclı Köyü
Altınözü İlçesine 2, Antakya’ya 20 km. mesafede bulunan ve Ekoturizm Projesinde model köy olarak belirlenen Tokaçlı Köyünün toplam alanı 20.000 dönümdür. Üç yüz haneli köyün toplam nüfusu 600’dür. Bölgedeki tek Arap-Rum Ortodoks köyünün sakinleri, Al­manca, Yunanca, İngilizce ve Arapça bilmekte olup, kültürel ve ekonomik seviyeleri oldukça yüksektir. Tokaçlı Köyündeki ekilebilir alanın % 100’ü tarla ve bahçe tarımı için kullanılmaktadır. Bu alanda buğday, nar, incir, zeytin ve çeşitli sebzeler yetiştirilmekte bu ürünlerden de doğal nar ekşisi, incir reçeli, zeytinyağı ve sofralık zeytin yapılmakta ve satılmaktadır. Köyde bakkal, market, evlerde internet ve yemek yenilecek lokanta bulunmakta, cep telefonları sorunsuz olarak çalışmaktadır. Köyde Trekking (Yürüyüş), Doğa fotoğrafçılığı, Bitki inceleme, Kamping, Kuş gözetleme, Atla gezinti, Dağ bisikleti, Yayla turizmi, Tarım ve Çiftlik Turizmi, Kamp-Karavan etkinliği, İnanç Turizmi aktiviteleri yapılabilmektedir. Köyde turizm faal­iyetine yönelik doğal güzellikler, tarihi eserler, mutfak kültürü ve ürünleri gelişmiştir. Köyde, Helenistik dönem kraliçesi yaşamıştır. 300 yıllık kilise olan Maria Ana Rum Ortodoks kilis­esi köyde bulunmaktadır. Köyde geleneksel özel günler, şenlik ve festival şeklinde kutlamalar yapılmaktadır. Paskalya Nisan- Mayıs arası, Noel 25 Aralık, Meryem Ana anmaları 15 Ağustos, Hıdrellez 20 Ağustosta kutlanmaktadır. Köye gelen turistlere rehberlik edecek öncü gençler bulunmaktadır.
Koz Kalesi Köyü
Önemli bir Ekoturizm Köyü olan Koz Kalesi Köyü’nün toplam alanı 12.000 dönümdür. Köy Antakya’ya 18 km. Altınözü’ne 6,5 km mesafededir. Köy yerleşim alanındaki hane sayısı 280 olup, to­plam nüfus 983’dür. Köyde bakkal, market ve internet kafe bulunmakta, cep telefonları sorunsuz olarak çalışmaktadır. Koz Kalesi Köyü’ndeki ekilebilir alanın % 100’ü çiftçilik için kullanılmaktadır. Bu arazilerde hayvancılık, mandıracılık (süt ve süt ürünleri), sebzecilik, üzüm, nar, zeytin, badem, ceviz, kekik yetiştirilmektedir. Bu ürünlerden de doğal nar ekşisi, zeytinyağı ve sofralık zeytin, kuru üzüm, kuru kekik, kekik konservesi, süt ürünleri yapılmakta ve satılmaktadır. Ayrıca köyde Buğday Sapından çeşitli süs ve kullanım eşyaları örücülüğü de yapılıp satılmaktadır. Köyde turizm faaliyetine yönelik doğal güzellikler, Kekik tarlaları, Mandıralar, Koz Kalesi, Damla Su Mağarası, Delik Taş Mağarası, Eski Kale Köprüsü gibi tarihi eserler mevcut olup mutfak kültürü ve ürünleri bakımından oldukça gelişmiştir. Köye yerli ve yabancı turistler özellikle Koz Kalesini görmek için turistler gelmektedirler. Köyde Trekking (Yürüyüş), Doğa Fotoğrafçılığı, Bitki inceleme, Kamping, Kuş gözetleme, Atla gezinti, Dağ bisikleti, Tarım ve Çiftlik Turizmi, Kamp-Karavan Etkinliği, yapılabilmektedir. Ayrıca köyde turizm faaliyetine yönelik doğal güzellikler, tarihi eserler, mutfak kültürü ve ürünleri gelişmiştir.
Antakya Kalesi ve Surları
M.Ö. 300 yıllarında Büyük İskender’in generallerinden Seleucos I. Nikator tarafından kurulan Antakya kalesi dünyanın önemli yapılan arasında yer alır. Sırasıyla Seleukos’lar, Romalılar, Bizanslılar, Haçlılar, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından kullanılarak zamanımıza kadar gelebilmiştir. 12 km uzunluğunda olan surların 360 kuleden oluştuğu düşünülmektedir. Sayısız depremler ve savaşlar sonucunda çok harap olmuştur. Bugün ayakta kalan duvarların büyük bir kısmı M.S. 6. yy’ da Bizans İmparatoru Justianus tarafından yaptırılmıştır.
Arsuz Köyü
Arsuz Çayı ağzında bulunan bir tatil ve turizm ilçesidir. Seleukos döneminde aynı yerde Rhosus ya da Rhosopolis kenti bulunuyordu. Civarında halen antik şehir ve kalıntılarına rastlamak mümkündür. Arsuz bugün daha çok denizi için tercih edilen bir merkezdir. M.Ö. 9. yy’ la inen bir yapılaşma mevcuttur.
Atik Yaylası
Bugün ilçe olan Belen yüzyıllardır yayla olarak kullanılmaktadır. İskenderun, Kırıkhan halkının rağbet ettiği meşhur Atik suyunun kaynağının bulunduğu Atik yaylası, Belen ilçesinin bir mahallesi durumundadır. Çam, çınar ve meyve bahçeleri içerisinde bulunan yaylada kır kahveleri, bakkallar hizmet vermektedir. Yerleşim alanlarına ve denize yakınlığı nedeni ile daha çok ilgi görmektedir.
Bakras Kalesi
Antakya-İskenderun yolunun 27. Km’sinde, kızıl dağ eteklerindedir. Bu gün aynı adla anılan Bakras Köyü bitişiğindedir. Bakras Kalesinin Helenistik döneminde var olduğunu, temellerindeki inşaat tekniğinden anlıyoruz. Kalıntılar ise Bizans devri inşaat tarzını göstermektedir. Bakras Kalesinin Haçlılar döneminde Antakya Prensliği’nin kuzeydeki en önemli savunma noktasıydı. Kale bir iç avlunun çevresinde kışlalar, zindanlar, müdafaa rampaları ve çeşitli odalardan oluşmaktadır. Anadolu-Suriye-Mısır yolu güzergâhındadır.
Kaya Mezarları
Titus tünelinin deniz tarafındaki girişinden sağa dönerek bahçeler arasında ilerlemeye devam edilirse 100 m sonra kaya mezarlarına ulaşılır. Geniş alana yayılan mezarlık yüksek ve kayalık yamaçlara oyularak yapılmıştır. Mağaraların içindeki mezarlardan en çok ilgi çekeni, çukurun tabanındaki geniş mağaradır. Bu mağara diğerlerinden farklı olarak yüksek ve gösterişli yapılmış olduğundan halk arasında “Beşikli Mağara” olarak adlandırılır.
Beyazıd-ı Bistami Hz. Türbesi
Kırıkhan-Hassa yolunun kuzey tarafında küçük bir tepe üzerinde Darb-ı Sak Kalesi içindedir. Türbe içinde girişteki odada iki mezar bulunmaktadır. Bu mezarlardan biri Bistami Hazretlerinin çobanına diğeri de Mustafa Şevki Paşa’ya aittir. Türbe dışında yer alan 3 mezarda ise Mustafa Şevki Paşa’nın yakınları yer almaktadır. Diğer odada ise tek olarak Beyazıd-ı Bistami’nin mezarı yer almaktadır. Beyazıd-ı Bistami bir İslam Evliyasıdır. Asıl adı Tayfur bin İsa’dır.
Cin Kulesi
Bir zamanlar hendekle çevrili olan kulenin Haçlılar ya da Cenevizliler tarafından yapıldığı sanılmaktadır. İnşa tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Saldırılara karşı bir gözetleme kulesi olarak kullanılan yapı deniz ile Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi arasındaki en yüksek tepeye inşa edilmiştir.
Eski Antakya Evleri ve Sokakları
Antakya’da ortak miras olarak kabul edilen değerlerin başında, Antakya’nın son iki yüz yılına tanıklık etmiş tarihi evler bulunmaktadır. Kendine özgü dar sokaklarını biçimlendiren ve bu sokaklara hayat veren tarihi evler, genellikle iki katlıdır. Evler, sokaklarla çok az ilişkisi olacak şekilde; taş, kerpiç ve ahşaptan yapılmışlardır. Cepheleri güney ve batıya dönüktür. En önemli özellikleri cephe tarafında bulunan ahşap direkli, önü açık sofalarıdır. Evlerin çoğunluğunda geniş avlu, havuz, su kuyusu, meyve ağaçları ve çiçeklerle süslenmiş bahçeler mevcuttur. Yapımları 2 asır öncesine dayanan bu evlerde; Anadolu mimarisi tarzında süsleme ve işçilik görülmekte olup sayıları fazladır.
Habib-i Neccar
Habib-i Neccar Camii, Antakya’nın 638 yılında Müslüman Arapların eline geçtiği dönemde inşa edilmiştir. Bugünkü Türkiye sınırları içerisinde inşa edilen ilk camii olduğu kabul edilmektedir. Kurtuluş Caddesinde bulunan camii Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan ve bu uğurda canını veren bir Antakyalının adını taşımaktadır. Bu olay Kur’an-ı Kerim’de Yasin Suresi’nde geçmektedir. Camiinin kuzeydoğu köşesinde yerin 4 m altında Habib-Neccar’ın ve Şem’un Safa’nın girişte Yuhanna ve Pavlos’un türbesi bulunmaktadır. Etrafı medrese odaları ile çevrilidir. Camii avlusunda bulunan şadırvan 19. yy. eseridir. 7940’lı yıllarda İsa’nın yardımcıları Antakya’ya gelip tanrının tek olduğunu anlatmaya çalıştıklarında onlara inananların başında bir marangoz (Neccar) gelir. Neccar pagan inanışından vazgeçip onlara katılır. Ancak yeni vaazlar halkı öfkelendirir. Kral da havarileri hapse attırır. Bunun üzerine havarilerden Şem’un gönderilir Antakya’ya. Şem’un mucizeleriyle kralı ikna eder ve arkadaşlarını kurtarır. Halk ise inanmamakta kararlıdır. Uğursuzluk getirdiklerini düşünmekte ve taşlayarak öldürmeyi planlamaktadır. İşte Habib-i Neccar kabarmış ahaliyi durdurmaya çalışır ve bu sırada öldürülür. Rivayet edilir ki kesilen başı, Lübnan Dağı’nın tepesinden, şimdi türbesi ve mezarının bulunduğu yere kadar yuvarlanır.
Harbiye Şelaleleri
Hatay’ın çağlayanlar bölgesi olan Harbiye, Antakya’ya 6 km uzaklıktadır. Vadinin güneyinden çıkan kaynaklar şelaleler oluşturduktan sonra Asi Nehri’ne kavuşur. Helenistik ve Roma dönemlerinde çağlayanlarıyla tanınan ve dünyaca ünlü bir sayfiye yeri olarak kullanılan Daphne, zengin halk kesimi tarafından yapılan çok sayıda köşkleri, tapınakları ve eğlence yerleriyle ünlüydü. İmparator Gallus döneminde Daphne eski ihtişamını kaybetmeye başlamıştır. Arap istilasından sonra da bir daha parlak dönemlerine dönememiştir. Günümüzde antik dönemden ayakta herhangi bir yapı kalmamıştır. Antakya’da ilk su getirilmesi İmparator Galigula’nın yardımı ile gerçekleşir. Asıl suyolu inşaası M.S.81-96 yılları arasında Antakya’da ikamet eden İmparator Trajan devrinde olur. M.S. 115 yılında meydana gelen büyük depremden sonra imparator, şehirde evler, halk hamamları; Dafne de ise Diana tapınağını yaptırır ve tahrip olan Antakya şehir sularını tamir ettirir. Bu zaman içerisinde de Dafne’den Antakya’ya su getirir. Dafnede tarihteki isimleri Katsalia, Pallas ve Saramanna kaynaklarından Antakya’ya çoğu zaman doğal kayaları oyarak yerde (Dere yatakları ve kot farkı olan yerlerde) su kemerleri (Aquaduct) inşa ederek tamamlanır. İmparator Trajan’dan sonra imparator olan Hadrien (129- 131) suyollarının tamirini yaptı M.S. 525-526 yıllarında meydana gelen büyük deprem sonrası yolla Imparator Justinyen tarafından tamir ettirilir. Bu suyolları M.S. 12 asra kadar aktif halde fonksiyonunu devam ettirir. Günümüze bu su kemerlerinden birkaç parça ulaşabilmiştir: 1-Dermasta ile Esenbulak da bir aquaduct 2-Harbiye (Daphne)’nin doğusunda bulunan bir aquaduct 3-Antakya 2. mıntıkada aquaduct günümüzde köprü olarak kullanılmaktadır.
Hıdırbey Köyü Musa Ağacı
800-1000 yaşlarında olduğu tahmin edilen ve halk arasında 2000-3000 yaşlarında olduğuna inanılan bir ağaçtır. Gövdesinin çevresi 35 m dir. Bu ağacın Hz. Musa’nın asasının ab-ı hayat (ölümsüzlük suyu) sayesinde filizlenip kök salması sonucunda meydana geldiğine dair efsaneler anlatılmaktadır. Çevresinde oturma yerleri, yöresel ürünlerin satıldığı standlar ve eşsiz yürüyüş deneyimi yaşayacağınız Defne yolu bulunmaktadır.
Aziz Nikola Ortodoks Kilisesi
1870 yılında kurulmuş olan kilise, İskenderun Şehit Pamir Caddesinde yer almaktadır. Halen ibadete açık olan kilisede paha biçilmez tablolar ve işlemeler bulunmaktadır.
Katolik Kilisesi
Antakya şehir merkezinde, Kurtuluş Caddesi’nde bulunmaktadır. Katolikler 600 yıl aradan sonra tekrar Antakya’ya yerleşmişlerdir. Buraya ilk gelenler bir kilise ve Avrupalıların çocukları için bir okul açmışlar, daha sonra Antakya’ya gelen Fransız rahipler ise buraya bir manastır kurmuşlardır. 1852 yılında dönemin padişahından bir Katolik Kilisesi kurmak için izin almışlar, birkaç yıl içinde bu kiliseyi yapmışlardır.
Kurşunlu Han
Antakya şehir merkezinde Cuma pazarındaki Kurşunlu Han, Antakya’daki 15 hanın en eskisi olup 1660 yıllarına doğru Köprülü Mehmet Paşa tarafından Sürre Alayı’nın ağırlanması için inşa ettirilmiştir.
Kurtuluş Caddesi
Kurtuluş Caddesi, Antakya'nın Asi (Orontes) Nehri ile Habib-i Neccar (Siipius) Dağı arasında kalan kısmında, Kışla binası ile Dörtayak Mahallesi arasında yer alır. Kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan cadde, kentin bu bölümünü adeta ikiye böler. Güneybatıdan esen hâkim rüzgar alan cadde, bu konumuyla, kentin nefes almasını sağlayan bir ana arterdir. Antakya'nın kurulduğu tarihten (MÖ 300) itibaren eski haritalarına bakıldığında, hepsinde de aynı yerde ve doğrultuda boydan boya uzanan bir aksın varlığı dikkati çeker. Bu aks, günümüze kadar birtakım değişikliklere uğramış olsa da varlığını sürekli korumuştur. Roma Dönemi Antakya'sının, uzunluğu 2 Roma mili (1 Roma mili= 1478 m) olan Büyük Sütunlu Caddesi (Herod Caddesi) ile çakışmaktadır. Antik çağ'ın Sütunlu Caddesi, zaman içinde yer yer toprağın altında kalıp asıl doğrultusunu kaybetse de kenti boydan boya geçen bir aks olarak Osmanlı'nın son dönemlerine kadar ulaşmıştır. Bu dönemde, Osmanlı kentinin, kendiliğinden oluşmuş dokusuna uygun olarak biçimlenmiştir. Kimi evler yolun ortasına kadar sokulmuş, yol güzergahı, girintili çıkıntılı bir hal almıştır. Bazı yerlerde son derece daralmış ve yoldan geçmek çok zorlaşmıştır. Harbiye tarafından gelen yol ile Halep yolunu birleştirerek sağlıklı bir ulaşım sağlayacak geniş bir caddeye ihtiyaç vardır. Kentin Fransız işgal ve yönetimi altında bulunduğu dönemde, Halefzade Süreyya Bey'in Belediye Başkanlığı sırasında, Cadde için girişimde bulunulmuş, gerekli planlamalar yapılmış, 1928 yılında hazırlıklar tamamlanmıştır. Caddenin açılması altı yıl, tamamlanması dokuz yıl sürmüştür. O zamanki adı Kışla-Dörtayak Caddesi dir. Fransızlar tarafından hazırlanan haritalarda Rue Jadid adı ile ifade edilmiştir. Kışla-Dörtayak Caddesi'nin açılması için çok sayıda yapının yıkılması gerekmiştir. 1929 yılında fiilen çalışmalara başlanmış, 1934 te istimlak işlemleri tamamlanmış, 1935 yılında resmen ulaşıma açılmıştır. Cadde üzerinde, yeni malzeme ve tekniklerle, geleneksel anlayıştan farklı, yeni evler yapılmıştır. Cephesi veya sınırları yeni caddenin sınırında kalan bazı eski evler ve diğer yapılar ise varlığını korumuştur.
Ulu Camii
Antakya merkezde bulunan Camiinin 1271 yılında Memlûk Sultanı Baybars tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Doğu- batı yönünde uzanan dikdörtgen planlıdır. Doğu ve batı yönünde bulunan taç kapılardan girilen avlusu geniş, taş döşeli, şadırvanlıdır. Camiinin Osmanlı tarzında yapılmış silindirik geniş gövdeli ve yüksek minaresi şerefeli, sivri külahlıdır ve birkaç defa tamir görmüştür. Camii ve medrese odalarının yapımında düzgün kesme taş kullanılmıştır.
Uzun Çarşı
Antakya’nın tarihi Uzun Çarşı’sı alışveriş yapmak isteyenlerin en çok tercih ettiği yerlerden biridir. Eski Antakya evlerinin arasında yer alan Uzun Çarşı’nın en önemli özelliği içinde camiiler, hanlar ve hamamların yer almasıdır. Ayrıca çarşıda semerciler, demirciler, bakırcılar, sepetçiler, fırıncılar, künefeciler ve buğday pazarı da vardır.
Hızır Türbesi
Tarihi kaynaklar, Hızır ve İlyas adında iki din adamından söz eder. Halkın inancına göre bu iki din adamı, birbirlerinden ayrı olarak dünyayı dolaşırlar. Ancak yılda bir kez 6 Mayıs günü, Hıdrellez (HIDIRILYAS)’de buluşurlar. Onların görevi insanların dileklerinin olmasını sağlamak, insanları kötülükten korumaktır. Hatay, Türkiye’de ilk defa Hızır makamı kurulan ve en çok Hızır makamı bulunan yer olarak bilinir. Ayrıca Hızır isminin Hıdır olarak da söylendiği bu bölgede en önemli makam, Samandağ’da deniz kıyısındaki ziyarettir. Müslüman ve Hıristiyanların kutsal kabul ettikleri ziyarette, hastalığına şifa arayan, çocuğu olmayan, her türlü derdi olan, adaklarda ve dileklerde bulunur. Hz. Hızır Türbesi, Hz. Hızır ve Peygamber Hz. Musa’nın buluştukları ve denize açıldıkları yer olarak kabul edilir. Türbenin içindeki büyük kaya, bir araya geldikleri yerdir.
St. Pierre Kilisesi
Antakya’nın 2 km kuzey-doğusunda, Reyhanlı karayolu üzerinde, Habib-i Neccar Dağı’nın uzantısı olan Haç (Stauris) Dağı’nın eteğin­dedir. 13 m uzunluğunda, 9,5 m genişliğinde ve 7 m yüksekliğinde doğal bir mağaradır. Hz. İsa’nın ölümünden sonra havarilerinden St. Pierre An­takya’ya gelerek (M.S. I. yy ilk yarısında) burada telkinlere başlamıştır. İsa’ya inananlara “Hıristiyan” adı ilk kez burada verilmiştir. 1983 yılında Papa VI. Paul tarafından burası Hıristiyanların Hac yeri olarak kabul edilmiştir. Her yıl 29 Haziran’da St. Pierre günü (bayramı) kutlamaları yapılmaktadır.
Dörtyol İlk Kurşun Müzesi
Hatay İli Dörtyol ilçesi Özerli Mahallesi Tufan Sokak üzerinde bulunan İlk Kurşun Müzesi’nde, balmumu tekniği ile yapılan, dayanıklı silikon karışımlı materyal kullanılarak hazırlanan, Mustafa Kemal Atatürk, Selim Çavuş, Hacı Emin Hoca, Mustafa Deliağa, Çifte Tabancalı Müftü, Mehmet Kara, Kara Hasan Paşa’nın heykelleri, tarihi resim ve tablolar, istiklâl madalyaları, tarihi belgeler, resmi belgeler, Milli Mücadele’de Türk kadının resimleri, kamalar, kılıçlar, hançerler, süngüler, silahlar sergilenecektir. Bunların yanı sıra, yöre halkı tarafından kullanılmış, genellikle bakır ve tahta yapımı, yöresel eşya ve küçük ev aletleri, giysiler, madeni ve kâğıt paralar da görülebilecektir.